Müzik yalnızca kulağa hoş gelen seslerin toplamı değildir. O, insanın iç dünyasına açılan en kestirme yoldur. Bir toplumun müzikle kurduğu ilişki, aslında kendisiyle kurduğu ilişkinin aynasıdır. Duygularını bastıran, estetikle arasına mesafe koyan toplumlar zamanla empatiyi de, birlikte yaşama kültürünü de yitirir.
İnsanın müzikle teması bireysel olduğu kadar toplumsal bir meseledir. Özellikle amatör korolar, bu temasın en saf ve en kapsayıcı alanlarından biridir. Profesyonel olma kaygısı gütmeden, yalnızca birlikte üretmenin hazzıyla bir araya gelen insanlar; dinlemeyi, uyum sağlamayı, beklemeyi ve ortak bir ses olmayı öğrenir. Türk kültüründe yüzyıllardır var olan imece ruhu, korolarda yeniden hayat bulur. Herkes kendi sesini bilir ama bütüne hizmet eder.
Sanatla iç içe olan toplumların gelişim ve algı düzeyinin yüksekliği tesadüf değildir. Çünkü sanat, insanı düşünmeye zorlar. Sorgulamaya, hissetmeye, başkasının yerine kendini koymaya iter. Müzikle büyüyen birey, yalnızca nota öğrenmez. Disiplin öğrenir, sabır öğrenir, hatayla baş etmeyi öğrenir. Alkış almayı da, alkışlayabilmeyi de…
Bu etki, özellikle küçük yaşlarda başlar. Ağaç yaşken eğilir deriz ya işte sanat tam da bu noktada kök salar. Çocuk yaşta müzikle tanışan birey, gençlik döneminde kendini ifade etmekte zorlanmaz. Öfkesini yıkıcılıkla değil, üretimle dışa vurur. İleri yaşlarda ise hayata tutunacak güçlü bir dalı olur.
Sanatla büyüyen insanlar topluma sadece eser kazandırmaz. Onlar daha anlayışlı ebeveynler, daha duyarlı yurttaşlar, daha adil yöneticiler, daha vicdanlı komşular olurlar. Çünkü müzik insana şunu öğretir;
Her ses kıymetlidir, ama ahenk birlikte mümkündür.
Bugün amatör bir koroda şarkı söyleyen bir insan, belki sahnelerde olmayacaktır. Ama yarın trafikte daha sabırlı olacak, iş yerinde daha uzlaştırıcı, ailesinde daha anlayışlı olacaktır. İşte sanatın topluma en büyük katkısı da budur.
Gürültüyü azaltır, sesi çoğaltır.
Unutmamak gerekir; bir toplumun geleceği, çocuklarına sunduğu sanat alanları kadar aydınlıktır. Ve evet…Ağaç yaşken eğilir.Ama doğru müzikle, doğru sanatla eğilen ağaç, fırtınada kolay kolay kırılmaz.
Nitekim Konfüçyüs’ün yüzyıllar önce işaret ettiği gibi,
“Bir milletin mutlu ve ahlaklı bir şekilde idare edilip edilmediğini anlamak isterseniz, o memleketin müziğini dinleyiniz.
‘’Çünkü müzik, bir toplumun ruh hâlinin, değerlerinin ve birlikte yaşama kültürünün ses bulmuş hâlidir. Bu yüzden müziği ihmal eden toplumlar, aslında kendilerini ihmal ederler.
Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Hayatta müzik lazım değildir; çünkü müzik hayatın kendisidir,” sözü de tam olarak bunu anlatır.
Müzik bir süs değil, bir ihtiyaç, bir eğlence değil, bir terbiyedir. Çocuk yaşta sanatla tanışan bireylerin ve sanatı gündelik hayatının parçası hâline getiren toplumların daha güçlü, daha bilinçli ve daha dirençli olmaları boşuna değildir.
Çünkü doğru müzikle eğilen ağaç, yalnızca büyümez; kök salar, gölge olur ve yaşadığı toplumu da besler.
Hayat bazen susar ama müzik hep konuşur…
Siz yine de kulağınızı hayata kapatmayın, müziksiz kalmayın.
Cem AKSU

