Saraç: “Gazeteciler Rüzgâra Karşı Yürüyen, Gerçeğin Peşinden Giden Kişiler Olmalı”

Saraç: “Gazeteciler Rüzgâra Karşı Yürüyen, Gerçeğin Peşinden Giden Kişiler Olmalı”

İstanbul Gazeteciler Derneği, (İGD) Beylikdüzü Atatürk Kültür Merkezi'nde Gazeteci Yazar Necdet Saraç'ın katılımıyla "Basının Dünü, Bugünü" konulu interaktif bir söyleşi düzenledi.

İstanbul Gazeteciler Derneği, (İGD) Beylikdüzü Atatürk Kültür Merkezi'nde Gazeteci Yazar Necdet Saraç'ın katılımıyla "Basının Dünü, Bugünü" konulu interaktif bir söyleşi düzenledi.

İGD Başkanı Mehmet Mert'in moderatörlüğünü yaptığı söyleşide konuşan Saraç, “Gazeteciler rüzgara karşı yürüyen, gerçeğin peşinden giden kişiler olmalı. Bunun gerçekleşmesi için de siyasal iklim çok önemlidir” dedi.

İstanbul Gazeteciler Derneği, “Basının Dünü Bugünü” ismiyle Gazeteci Yazar Necdet Saraç'ın katılımıyla Beylikdüzü Atatürk Kültür Merkezi'nde interaktif bir söyleşi programı düzenledi. Dernek Başkanı Mehmet Mert'in moderatörlüğünü yaptığı programa çok sayıda gazeteci katıldı. Gazeteciliğe dair tespitlerde bulunan Necdet Saraç, gazeteci meslektaşlarıyla bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadığını belirterek başladığı konuşmasında Türkiye'de gazeteciliğin geldiği noktayı ve sosyal medya ile birlikte değişen alışkanları değerlendirdi. Saraç, “16'ıncı yüzyıldan itibaren dünyada yazılı basına geçiliyor. Yazılı basın kitap, gazete, dergi demek. Zamanla bu hızlanıyor. 400 yıllık sürede günümüze damgasını vuran ne olmuş? Basın yazılı basın olmaktan önemli ölçüde çıkmış. Radyo ve televizyonla buluşmuş ama son 20 yılda dijital yayıncılık girdi devreye. Ve inanılmaz bir evrilme gerçekleşti. Öyle bir evrilme ki bugün dijital obezite diye programlar yapılmaya başlandı. Bu ne? İnsanların inanılmaz bir bilgi bombardımanına uğraması. İş öyle bir noktaya evrildi ki cep telefonsuz sokağa çıkmış inanılmaz bir eksikliği beraberinde getirir oldu. Telefonu bir yerde unuttuğunuz da sarjınız bittiğinde dünyanın sonuna gelmiş gibi algılıyorsunuz. Dünya bu anlamda ilginç bir noktaya geldi” dedi.

TÜRKİYE'DE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ YOK

Sosyal medyanın ve dijitalliğin öne çıktığı Türkiye ve dünyada gazeteciliğin de ilginç bir noktaya geldiğini anlatan Saraç buna rağmen siyasal iklimin gazetecilik üzerindeki etkisinin özellikle Türkiye'de olmak üzere çok baskın olduğunu da belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önceki gün söylediği; 'Dijital bir faşizm anlayışı var' sözlerini değerlendiren Saraç, “Şimdi Erdoğan; “Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki şu anda dijital platformlarda kontrolsüz bir şekilde dijital faşizm var” diyor. Bunu söyleyen 20 yıldır bu ülkeyi yöneten insan. Bunu söyleyen kişinin yönettiği ülke Uluslararası Sınır Tanımayan Gazetecilerin, basın özgürlüğü raporunda 180 ülke arasında 149'uncu sırada. Yani sende basın özgürlüğü yok, ifade özgürlüğü yok sende haberin peşinden koşma özgürlüğü bile yok. Bu gerçekliğe rağmen algı yönetiyorlar. Ülkenin cumhurbaşkanı kendisini dışarıda tutarak dijital faşizmden bahsediyor ve insanların düşünce sistematiklerini şekillendirmeye çalışıyor. Evet dijital faşizm tehlikesi var mı var. Şimdi de birçok kurum dijital diktatörlüğü paylaşıyor” diye konuştu.

MEDYA OBJEKTİF OLMAKTAN ÇIKTI

ABD'de ortaya çıkan yurttaş gazeteciliği kavramının sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla her yerde vücut bulduğunu bunun da objektifliğin önüne geçtiğini vurgulayan Saraç, “Gazeteciliğin temel prensibi ne? Objektif olma, haberi nesnel koşullarını içererek vermek. Bugün bu ülkede böyle bir şansımız var mı? Şu an herkes yurttaş gazeteciliği pozisyonunda. Elinizdeki laptop, telefon sizi yurttaş gazetecisi yapabiliyor. Herkes her konuda yorum yapabiliyor. Herkes yorumcu pozisyonuna geldi. Bunları niye söylüyorum? Dünya artık objektif olmaktan çıktı. Dünyada tarafsız gazetecilik kavramı havada kaldı. Bulunduğunuz yere göre bu iş renk değiştirebiliyor. Şimdi ülkede basının yüzde 90'ınını kontrol eden bir iktidar var. Gazeteler aynı manşetleri atıyor. Şimdi medya ne isterse onu tartışıyoruz. Eskiden bir merkez medya kavramı vardı şimdi o da kalmadı. Milliyet, Hürriyet vardı CNN Türk, NTV, Habertürk merkez medya sayılırdı. Ama bunlar bitti. Bunun yerini basını kontrol eden siyasi bir mekanizma aldı. Ülkedeki kutuplaşma medyaya yansır oldu. Medya açısından dijital gelişme objektif gazetecilik için bir şans olabilirdi. Ama demokrasi varsa objektif gazetecilik yapabilirsin, araştırmacı gazeteci olabilirsin. Şimdi bunların hepsinin yok olduğu bir ortamda siz siyasi iklimden bağımsız hareket edemezsiniz. Bugün merkez medyanın ortadan kalkmasının sebebi de o” şeklinde konuştu.

GAZETECİLER BAĞIMLILIK İÇİNDE

Eskiye kıyasla özgür gazeteciliğin kalmadığını belirten Saraç, “Eskiden geleneksel gazeteciler vardı. Uğur Mumcu gibi. Cumhuriyet'i Cumhuriyet yapan 70'lerdeki sisteme karşı duruşuydu. Şimdi bunlar kalmadı. O dönemki araştırmacı gazetecilik daha doğrusu rüzgara karşı yürüyen gazetecilik... Gazeteci rüzgara karşı yürür. Gerçeklerin peşinde koşar. Gerçeği yazabiliyorsan gazetecisin. Ama bugün bunlar kalmadı. Herkes bir bağımlılık içine girdi. Türkiye'de çok onurlu gazeteler var. Cumhuriyet gibi Birgün gibi Evrensel gibi ama yetmiyor. Onlar da bir yere bağımlı hale geliyor. Bu tablo değişir mi? Değişmez. Bu çok zor bir ihtimal gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.

GAZETECİLİK DEMOKRASİYLE BULUŞMALI

Gazeteciliğin doğru bir şekilde yapılabilmesi için ülkedeki siyasi iklimin demokrasiden yana olması gerektiğinin altını çizen Necdet Saraç, Türkiye'nin ise bu manzaranın çok uzağında kaldığını vurguladı. Saraç, “Gazeteciliğin demokrasiyle buluşması lazım. Ancak o zaman bir normalleşme olur. Türkiye'de hukuk işliyor olsa, siyasal iklim demokrasiye uygun olsa bugün gazeteler başka bir yerde olurdu. Basın ama bugün tehlikeli pozisyonda. Yasama, yürütme ve yargı dışında dördüncü güç ve bu gücünü büyütüyor. Zamları bile fiyat güncellemesi diye duyuruyorlar. Bunun üzerine gidip bu noktada yeni bir dalga yaratmak lazım. Size sunulanı reddetmeniz lazım ama öyle bir iş ki; medyanın üzerinde oynanıyor, dejenere ediliyor. Gezi eylemleri bir örnektir. Gezi'de eylemler olurken CNN Türk penguen belgeseli gösteriyordu. O yüzden gerçek gazetecilere; rüzgara karşı yelken açabilecek gazetecilere ihtiyaç var. Onlara düşen ne? Mecburen Kabataş yalancılarıyla uğraşmaya devam edeceğiz. Siyasetçi Kabataş yalanı söylüyor, düzen medyası da destekliyor. Hal böyle olunca vatandaş da 'Evet ya olabilir' diyor. İşte algı operasyonu budur. Biz maalesef bu noktada ne konuşursak konuşalım, insanların çoğu gerçeklerin peşinden koşmaz. İşte bu noktada medya gerçeklerin peşinden koşabilmeli. Medya insanların yüzüne soğuk su serpebilmeli. Bu kolay bir süreç değil. O alanı derinleştirmek lazım. İktidar istediği kadar medyanın çoğunu kabul etsin; iktidar medyasında gündemi belirleyen kimse çıkmıyor. Gündemi belirleyenler yine muhalif medya organları. Dünde böyleydi, bugün de böyle. Abdi İpekçi böyledi, Ahmet Taner Kışlalı böyledi, Uğur Mumcu böyleydi. Gazetecilik kavramını genişletebiliriz, daraltabiliriz” dedi.

TÜRKİYE'DE GAZETECİLİK ÖLDÜ

Demokrasinin olmadığı bir iklimde gazetecilik yapılamayacağını yinleyen Saraç, Türkiye'deki gazeteciliğin de öldüğünü fakat buna rağmen gazeteciliği diriltebilmek için doğru habercilikte ısrar edilmesi gerektiğini söyledi. Saraç, “Bugün maalesef Türkiye'de gazetecilik öldü. Kes, kopyala, yapıştır hasıl olmaya başladı. Ülkedeki sistem düzelmediği müddetçe medya da düzelme olmaz.

Bütün koşullar aleyhimize de olsa doğru habercilikte ısrar etmeliyiz. Anayasa diyoruz. Daha iyi bir anayasa için ne yapılması lazım? Bunu medyanın gündeme taşıması, tartışması lazım. Siyasal iklim cesaretlendirmeli. Güç merkezi başka bir yere evrilip, demokrasiden taraf oldukça siz o zaman gazetecilik alanında da sürecin değiştiğini görebilirsiniz. Aksi halde böyle siyasilerin istediği haberlerin servis edildiği, aynı manşetlerin atıldığı gazetecilik örneklerini daha çok görebiliriz. Gazeteci itiraz etmeli, aykırı olmalı. Gazeteciler itiraz etmeden, aykırı olmadan hiçbir şeyi değiştiremez. Türkiye'de değişim isteyen her gazeteci daha cesur olmalıdır. Ülke öyle bir noktaya geldi ki bu ülkede yüzde 10-12 oy almış bir partinin temsilcilerini televizyona bile çıkaramıyorlar. Böyle bir Türkiye'de yaşıyoruz. Bu değişirse dijital gelişim bizi daha hızlı nerelere taşıyacak onu hep beraber yaşayacak görüyoruz. Ama hızlı mecralara geçeceğimiz belli. Buradaki temel kriter insanlara doğru bilgileri sunabilecek bir siyasi iklim” diye konuştu.